Aşiret ağzı….. Türkçe
Acar….. acar (yeni)
Baci….. bacı
Bibi….. bibi (hala)
Bizav….. buzağı
Bori….. boru
Çakuç….. çekiç
Dengiz….. deniz
Donguz….. domuz
Dışıman….. düşman
Eze….. teyze
Guleş….. güreş
İsot….. ıssı ot (biber)
Kantır….. katır
Kırtık….. kırıntı
Lepe….. lapa
Nene….. nene (nine)
Pembuk….. pamuk
Pıçuk….. küçük
Sobe….. soba
Vare….. var (gel)
Vardek….. ördek
Bunlar bizim Doğu Anadolu Gerçeği adlı eserden aldığımız sadece birkaç örnektir. Arvasi yöre halkının sesine de kulak verir ve şöyle der:
“Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzda uydurma ve Türkten ayrı bir millet ihdas etmek isteyen hainlere bir Doğu Anadolu çocuğu olan ve 17.
asırda yaşayan Ercişli Emrah’ın şu mısralarını hatırlatmak gerekir:
Bize Emrah derler, Karakoyunlu
Yiğitler içinde yiğit oyunlu
Kaz gibi pısmazık, erkek boyunlu
Biz Türküz, Türklükten fermanımız var.”
Arvasi, bu bölgedeki tehlikenin farkına ilk varan Osmanlı padişahının Yavuz Sultan Selim olduğunu belirtir ve alınan tedbirlerden bahseder.
Bu tedbirlerden en önemlisi şüphesiz bölge halkının eğitilmesidir.
Arvasi bu noktada şunları söyler:
“Esefle belirtelim ki imparatorluk dönemi dahil, ülkemizde asırlar boyunca bütün cemiyeti içine alan, planlı, programlı ve hedefleri belli bir talim ve terbiye teşkilatı yoktu. Dolayısıyla kuvvetli ve başarılı bir dil ve din eğitimi gerçekleşmiyordu. İş, mahalli idarelere ve halka bırakılmıştı. Bu yüzden birçok vatan evladı daha yakın olduğundan dini talim ve terbiye için İran’a, Irak’a, Suriye’ye ve Mısır’a gidiyordu.”
Arvasi’ye göre bu ülkelere, din eğitimi almaya giden Türk gençleri misyonerlerin cirit attığı okullarda eğitim görmüş ve birçok konuda beyni yıkanmış olarak ülkeye dönmüştür.
Arvasi’nin işaret ettiği bu nokta çok önemlidir. Hatta bana göre Doğu meselesinin temelidir. İngiliz casusu Hampher anılarında şöyle diyor: “1710 yılında Sömürgeler bakanlığı beni Müslümanları parçalamak için gerekli bilgileri toplamak ve casusluk yapmak üzere Mısır, Irak, Hicaz ve İstanbul’a gönderdi. Aynı tarihte aynı vazifeyle dokuz kişiyi daha görevlendirdi. Bize lazım olacak para, bilgi ve haritaların yanında bir de devlet adamlarının, kabile reislerinin ve alimlerin listesi verildi. Ben önce İstanbul’a geldim. Asıl vazifemin yanında Türkçeyi
de çok iyi öğrenmem gerekiyordu. Londra’da Farsça, Arapça, Türkçe dil eğitimi almıştım ama bu dilleri o halklar gibi konuşmalıydım.
(4) Hampher anılarının ilerleyen bölümlerinde diğer ajanlarla birlikte Osmanlı topraklarında yaptıkları bölücülük ve kafa karıştırıcılığı faaliyetlerini anlatıyor. Özellikle Muhammed bin Abdülvahhab Necdi ile tanışmasını, onu muta nikahının mübah olduğuna ikna etmesini, şarap içmenin mahzuru olmadığına ikna etmesini ve bunun gibi İslam’ın temel prensiplerinden uzaklaştırarak Vahhabiliği kurdurmasını ve Arapların Osmanlı’ya karşı kışkırtılmasını nasıl planlayıp gerçekleştirdiğini anlatıyor.
Hampher bir örnektir. Bu çalışmayı yaparken bir kitap geldi aklıma. 1993 baskılı, Yrd. Doç. Dr. İlknur Polat Haydaroğlu’nun “Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar” adlı çalışması. Arvasi’nin değindiği eğitim meselesine bu kitaptan alıntılar yaparak devam edelim.
Osmanlı’da ilk yabancı misyoner okulu 1853′te İstanbul’da kurulan Saint-Benoit Fransız okuludur. Bu okulu Saint-George, Saint-Luis, Saint-Pierre, Notre Dame de Sion, Saint-Joseph…. İzlemiştir. 1853-1925 arasında İstanbul’da 72 Fransız okulu vardır.
1917 tarihli bir belgede de bu tarihte İstanbul’da İngilizlere ait 83 okul ve hastane olduğu ifade edilir. 1904 tarihinde Osmanlı topraklarında 465 Amerikan okulu vardır. Bu
okulların bugünkü Türkiye sınırları içerisindeki dağılımına bir göz atalım.
Fotoğraf Kenan Eroğlu