BOZDAÐ DERSHANELER BU GÜNÜN GÜNDEMİ DEÐİLDİR

-

Necdet Demirel
edit YAZAR Necdet Demirel arrow_forward
calendar_month 15 Ara 2025
schedule 6 dk
visibility 22
update 00:23
share
Bu haberi paylaş
Facebook X WhatsApp
BOZDAÐ DERSHANELER BU GÜNÜN GÜNDEMİ DEÐİLDİR
Başbakan Yardımcısı çeşitli açılışlarda bulunmak üzere memleketi Yozgat'a gitti. Bozdağ gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bir gazetecinin ": Dershanelerin kapatılmasına yönelik çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine Bozdağ; Dershanelerle ilgili çalışmamız bizim bir dönüşüm projesidir. Türkiye'nin eğitim  sistemi içerisinde hepimiz evlatlarımızın dershanelere gitmesi ve oraya bağımlı hale gelmesinden rahatsızız. İstiyoruz ki sistemimiz daha iyi olsun ve insanlarımız dershaneye gitmeden üniversiteye girebilmenin yollarını bulsun. Bu güne kadar hükümet olarak biz dershaneye ihtiyacı azaltmak için çok ciddi adımlar attık.  Türkiye'deki fen liseleri sayısının 2002 ile 2013 arasındaki artışına baktığınızda bunu göreceksiniz. Anadolu liselerinin, anadolu öğretmen liselerinin sayılarını ve diğer kaliteli okulların sayılarını biz dönemimizde çok artırdık, derslik sayılarını çok iyileştirdik, öğretmen sayılarını çok artırdık, yaptığımız bütün bu çalışmalar eğitimde kaliteyi artırma, öğrencilerimizin dershaneye olan ihtiyaçlarını azaltmak adı altında yaptığımız çalışmalardır. Eğitim etüt merkezlerine SODES programları çerçevesinde verdiğimiz desteklerde bu maksatla yapılan çalışmalardır. Ve geldiğimiz noktada Türkiye orta öğretimden yüksek öğrenime geçişte dershanenin olmadığı bir yapıya doğru evrilmek zorunda, bir değişimi yaşamak zorundadır. DERSHANELER BU GÜNÜN GÜNDEMİ DEÐİLDİR Esasında bu bu günün gündemi değildir sadece. Türkiye'nin 1980'li yıllardan beri değişimi, dönüşümü gündemde olan Milli Eğitim Şura Kararlarına konu olan kalkınma planlarına konu olan bir husustur. Sanki bu gün Türkiye'nin gündemine getirilmiş veya Türkiye gündeminde tartışılan bazı konularla ilgili olarak gündeme getirilmiş bir konu gibi takdim edilmesi fevkalade yanlıştır. 1988'de AK Parti diye bir parti yoktu. 1996'da 7. Kalkınma planı hazırlanırken AK Parti diye bir parti yoktu. Daha önce milli eğitim şuralarında AK Parti diye bir parti yoktu. Bizim dönemimizde hazırlanan kalkınma planında da hakeza bu konu var. Yine milli eğitimin strateji belgesinde bu konu var. AK Parti'nin programında da bu konuda dönüşüm iradesini ortaya koyan hususlar var. Bütün bunlar bu konunun bu gün Türkiye'nin gündeminde olan bir konu olmadığı, uzunca bir zamandır Türkiye'nin gündeminde olduğu AK Parti'nin gündemine de yeni girmediği 2003'ten beri AK Parti olarak biz bu konuyu gündemimizde tutuyoruz. Programımızda bu konuya işaret eden düzenlemeler var ve bu çerçevede adımlarımızı atıyoruz, atmaya da devam edeceğiz, 2008'den sonra da yoğunluklu olarak Türkiye'nin gündeminde, ondan sonraki süreçlerde yapılmış taslak çalışmaları var, hazırlıklar var, bir takım adımlar atıldı ve bu gün gelinen noktada bu adımların sonucudur. O nedenle bunu sabahtan akşama gündeme getirilmiş veya Türkiye'nin gündemindeki bazı olaylarla irtibatlandırılmış bir konu gibi takdim etmek fevakalede yanlıştır. Bu Türkiye'nin eğitim sisteminde dershaneye dönük çarpık bir yapıyı ortadan kaldırmak amacıyla yapılan bir dönüşüm projesidir. Bir değişim projesidir. ANAYASA'NIIN 42. MADDESİ KAPSAMINDA DEÐERLENDİRİLMELİDİR Bu konunun Anayasaya aykırı olduğu yönünde yapılan değerlendirmelere de katılmıyorum. Çünkü bu konuyla ilginen bazı dostlarımız çalışma ve toplu sözleşme hürriyeti çerçevesinde değerlendiriyorlar. Teşebbüs hürriyeti ve toplu sözleşme hürriyeti çerçevesinde değerlendiriyorlar. Doğrudur, teşebbüs ve toplu sözleşme hürriyeti ile ilgili bir boyutu elbette vardır, dershaneyii kuran ve işletenler bakımından. Ama bunun esas boyutu eğitim ve öğretim hürriyeti ile ilgilidir. Bu konu çalışma ve teşebbsüs hürriyeti bakımından sadece ele alınacak bir konu değildir, bu eğitim ve öğretim hürriyeti kapsamında Anayasa'nın 42. Maddesi kapsamında değerlendirilecek bir konudur. Özel bir hükümdür Anayasa'nın 42, özel hüküm olduğu zaman bir başka hükümle onu ortadan kaldıran bir yaklaşımı ortaya koymak yanlış olur. Eğitim ve öğretimle ilgili düzenlemelerin kanunla yapılabileceğine amirdir. Anayasımız tabi bu konularda bir düzenleme yapıldığında bu eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi kapsamında yapılabilecek bir düzenleme olacaktır. Dolayısıyla bu düzenlemenin etkilediği başka kişiler de olacaktır. Hatırlarsanız Yozgat'ta dükkan sayısı kadar doktor yazıhanesi vardı. Orada bir değişim dönüşüm projesini hayata geçirdik, yazıhanelerin tamamı kapanmış oldu. Yani bizim bu noktada attığımız adımı hiç kimse teşebbüs hürriyetine atılmış bir adım olarak o zaman değerlendirmedi. Biz yaptığımız işi attığımız adımı milletimizin ve ülkemizin menfaatine ve anayasaya uygun olarak yapıyoruz Okullarımızda eğitim konusunda sıkıntı olan yerlerde destek programları uygulanacaktır. Hem okul bünyesinde hem halk eğitimleri devreye sokmak suritiyle ihtiyaç varsa öğrencilerimizin eksiği varsa velilerimiz hiç endişe etmesinler herhangi bir ücret alınmaksızın velilerin talepleri, öğrencilerimizin talepleri bizzat devlet ve hükümet tarafından karşılanacaktır. O yönü ile de vatandaşımızın endişeye kapılmasına mahal yoktur. Bunu özellikle ifade etmek isterim. Soru: Yeni anayasa konusunda tekrar bir çalışma yapılacak mı? Şuanda Anayasa Uzlaşma Komisyonu yeni bir anayasa ortaya koymamadan maalesef dağılmış durumda. Meclis başkanı çekildi, yeni anayasayı uzlaşma komisyonunun hayata geçirememiş olması. Daha doğru ifadeye yeni bir anayasa öneri taslağı ortaya koymamış olması Türkiye'nin yeni anayasaya olan ihtiyacını ortadan kaldırmamıştır. Yeni anayasa ihtiyacı devam etmektedir, AK  Parti olarak milletimizin bu ihtiyacını karşılamak için çalışmalarımızı biz sürdüreceğiz.  Ömer Dinçer beyin imzası olan evrak 2004'te MGK de alınan karar doğrultusunda yazılmış bir evrak değildir, gönderilmiş bir evrak değildir, bununla uzaktan yakından bir irtibatı yoktur. İrtibat nerden vardır manşeti atanların bu yazıyla bu MGK kararı arasında irtibat kurma gayreti çabası vardı. Bu daha önce Başbakanlık Uygulama Takip ve koordinasyon Merkezi olarak bilinen 28 şubat sürecinde kurulmuş bir yapı vardı 2010 da hükümet olarak bu yapıyı kaldırdık. Bu yapının rutin işleridir, bu kararla hiçbir alakası yoktur. İrtibatta kurulamaz ama tabi gün tartışmaları nedeniyle bazı çevreler bununla irtibat kuruyor. Ben bu irtibat kurma gayretlerini doğru ve etik bulmuyorum. Gazetecilik meslek ilkelerine de uygun görmüyorum. Alakasız bir konuyu getirip bir başka yere bağlamak ahlaki bir yaklaşım değildir, dürüst bir habercilik değildir. Bunu özellikle ifade etmek isterim. Türkiye'nin geldiği noktayı iyi değerlendirmek lazım. Türkiye'nin 2004'te konuştuğu konularla 2008'de konuştuğu konularla 2013 yılında konuştuğu konular birbirinden farklıdır 2004'ün Türkiye'si ile 2013'ün Türkiye'sinin aynı olduğunu söylemek çok büyük haksızlıktır. Esasında yaşananlar ortaya çıkanlar Türkiye'nin demokratikleşme konusunda ne zor dönemeçleri açtığını AK Partinin ne büyük zorlukları aşarak Türkiye'yi ve milletimizi getirdiğini göstermesi bakımından da son derece önemlidir. Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon kurulunu biz kaldırır ortadan. İrtica ile ilgli her zaman MKG'nin gündeminde tehdit gibi algılanan bir konuyu MKG'nın gündeminden de biz çıkardık. Bizden önce her zaman olurdu. Biz hükümetlerimiz döneminde bu konuda da atım attık, burada da değişimler yaptık baktığınız zaman Türkiye'de başörtüsünde yaşanan sıkıntıyı biz çözdük. Üniversitede de kamuda da biz çözdük, İHL'lerin önünü açan adımları biz attık. Kuran kurslarını yasaklayan sınırlayan düzenlemeleri ortadan kaldıran adımları biz attık. Bizden önceki hükümetler döneminde baktığınızda bütün bu faaliyetlerin tamamı irticai faaliyet lanse ediliyor. Bunu yapan partilerin kapatılması için davalar açılıyordu. Hatta bizimle ilgili açılan davaya baktığınızda 2008'in 14 mart davasına bu yapılanların hepsi bu davanın konun içerisinde yer alıyor. 2008 Ocak ayında anayasanın 10 ve 42 maddesinde yüksek öğrenimde okuyan öğrencilerin başörtülü üniversiteye gitmesini açan düzenlemeyi yaptık. Arkasından anayasa mahkemesi iptal etti ve bizim aleyhimize kapatma davası açıldı. Laikle ilgili ihl ile ilgili farklı düşüncelerimiz nedeniyle bizlerle ilgili kapatma davasında pek çok delil sunuldu ve bugün söylenen konuların büyük bir kısmı bunların içerisinde yurt dışındaki türk okullarına yardım yapılmasına ilişkin genelge bunun içindedir, özel okullara öğrenciler ilişkin adımlar bunun içindedir, katsayı engelini kaldırmak için attığımız adımlar bunun içindedir. Başörtüsüyle ilgili düşüncelerimiz bunun içindedir. Ama bakın bugün gelinen Türkiye'ye katsayı kalkmıştır, başörtüsü hem üniversitede hem de kamuda serbest hale gelmiştir. İHL önü açılmıştır. Orta kısımlar açılmıştır. Ortaöğretim kurumlarına Peygamber efendimizin hayatı ve Kuranı kerim seçmeli ders olarak konulmuştur. Babaşarlık uygulamayı takim ve koordinasyon kurulu da 2010 yılında kapatılmıştır. Bütün bunlar bizim yaşadığımız zorlukları nasıl aştığımızı nasıl mücadele ettiğimiz gösteriyor. Milletimizde bu mücadeleyi gayet iyi biliyor. Kimse AK Partinin demokratikleşme konusunda .Bu milletin değerlerine sahip çıkma konusundaki samimiyetini lekelemeye kalkmasın bizim milletimiz b noktadaki samimiyetimizi bilmektedir. Bizim bu samimiyetimizden en ufak bir eksilme azalma söz konusu değildir. Biz yine kurulduğumuz günkü gibi ayını inanç aynı samimiyetle yolumuza devam ediyoruz.  YSK KARARI YSK'ın kararı kanuna uygun bir karardır. Yani muhalefet partileri bu konuda farklı farklı değerlendirmeler yapıyorlar ama eminim ki kanun okumadan değerlendirmeleri yapıyorlar. Kanunu açıp okumuş olsalardı YSK'nın kararının tıpa tıp uyduğunu göreceklerdi. Şuanda belediye başkanı olanlar, başkanlıktan istifa ediyor mu etmiyor. O zaman onlar belediyenin imkanlarını kullanıyor mu seçimde. Kullanıyor. Her partiden belediye başkanların buna dair bir eleştirileri yok. Bakanların böyle bir imkanı da yok. Çünkü bakanların mahallinde kullanabileceği hemen hemen kendi bakanlarıyla ilgili yok denecek kadar imkan var ama belediye başkanları daha çok imkan var ve onu kullanıyorlar. Bir defa YSK'nın kanununa uygun bir karardır. Ama bakanlar istifa etmeli mi etmemelimi veya bakanlıktan ayrılmalımı ayrılmamalımı bunu sayın bakanlarımız elbette değerlendirecektir. Sayın başbakanımız mutlaka bir değerlendirmesi olacaktır. Bu konuda yasal bir engel yoktur. İstifalarını bakanlıktan ayrılmalarını zorunlu kılan bir engel yoktur. Ama buna rağmen ayrılabilirler veya farklı bir değerlendirme yapılabilir.

Bu haberi nasıl buldunuz?

chat_bubble Yorumlar (0)

İpucu: Giriş yapın veya misafir olarak yorum yapabilirsiniz.

⚠️ Misafir yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.

chat_bubble

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!